Düsünce etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Düsünce etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
30 Eylül 2012 Pazar
Yurttaş Kane
'Kane: Bu kadar zengin olmasaydım gerçekten büyük adam olacaktım.'
Merhabalar,
Daha önce de sizlere bahsetmiş olduğum gibi bu blogumda Orson Welles'in muhteşem eseri Yurttaş Kane'in senaryosunun, Nijat Özön incelemesiyle kitaplaştırılmış ve sinemaseverlere sunulmuş halini ele acağım.
Bazı eserler, ister yeni ortaya çıkarılmış olsun, ister nuh nebiden kalma, ister rengarenk olsun, ister siyah beyazın asaletiyle kavrulsun eğer iyi bir işse ve yenilikleri ile öğretici niteliğe de sahip olabilmişse asla unutulmaz. Birer kült haline gelen bu eserler, zamansızlaşır ve evrenselleşir. Artık hangi tarihte, nerede, kimler tarafından yapıldığından çok eserin niteliği ve niceliği konuşulur. Ulusallıktan çıkan eser, bambaşka ülkelerin bambaşka insanlarının bambaşka dünyalarında yerini bulur. Ve işte artık eser, onu ortaya çıkaranın değil, insanlığındır.
Yuttaş Kane de tıpkı yukarıda bahsi geçen eserler gibi gerek sinema, gerek siyaset, gerek sosyal ve daha kapsamlı olarak sanat dünyasında sarsılmaz bir yer bulmuştu kendine.
1900'lerin sinemasına başka bir güzellik katmış, alışılmışın aksine oyuncularını Hollywood yıldızları yerine The Mercury Theatre'den seçerek onların birer kukladan çok insan olduğunu kanıtlamıştır.
Welles'in Yurttaş Kane macerası üzerine çok daha fazla konuşulabilir ancak bu detayı sinema ile ilgilenen bloggerlara bırakmak daha doğru olur diye düşünmekteyim.
Filmden bahsetmeyi ise çok sevdiğim ''Yeni Dalga''nın önderi François Truffaut'un bir sözüyle noktalamak isterim:
''1940'lardan beri sinemada sözü edilmeye değer ne varsa Citizen Kane'den etkilenmiştir.'' François Truffaut
Gelelim kitaba.
Senaryonun yer aldığı kitabı daha bir sevdiren ve sinema dünyasına dair bir şeyler öğreten kaliteli bir incelemeyle karşı karşıya kalıyoruz okurken.
Nijat Özön cümleleri arasına, Yurttaş Kane ile beraber zamanın sineması hakkında tüyolar serpiştirmiş ve okurun dikkatini doğru noktalara çekmeyi başarmış görünüyor.
Zamanın ''büyük adam''larından B. William Randolph Hearts'ın Kane ile olan benzerliğini de ele alarak, filmin çekimleri sırasında Hearts'ın müdehale etmeye çalışmaları ile beraber Welles'in eserini savunmalarından tutun da Rosebud'ın gizemine, geniş açı kullanımından tutun da gözün gördüğünün ötesinde, sahneleri bütünleştirmesine kadar tüm detayların ince bir yalınlık ile sunulmasını sağlamış Özön.
Hayatın aslında büyük bir puzzle olduğunu ve bu puzzleın en önemli parçasının kimi zaman Rosebud olabileceğini hüzünlü bir şekilde gösteren Kane'i anlayan ve bizden de kimi parçaların zamanın ve yorgunluğun içerisinde kaybolmuş olabileceğini gösteren bir açı ile yaklaşıyor.
Ağır ve didaktik bir öğreticilikten tamamen uzak ve bu sadelikte dahi incelemenin niteliğini bozmadan bilgiyi doğrudan okura iletebilen dili ile sinemaya hevesli olanların mutlaka incelemesi gerektiğini açıkça beyan ediyor Özön.
Bir roman olmayan bu kitap, filmin ilk seyrinden sonra okunmalı. Nitekim Özön'un incelemesinin hemen ardından gelen senaryo ile filmi bir kez daha izlemiş oluyorsunuz zaten.
Ancak incelemede bahsi geçen sinemanın teknik konuları ile ilgili detaylara daha dikkatli bakmak isterseniz, elbette bir kez daha izlemeniz doğru olacaktır.
Elimdeki kitap Bilgi Yayınevi’ndan çıkmış olup birinci basımın liste fiyatı 6 tl dir.
1965 yılında ilk baskısı çıkan kitap en son 1995 yılında basılmış ve liste fiyatı 9 tl olarak belirlenmiştir.
Kapak Düzeni: Ozan Sağdıç
Keyifli okumalar..
Unutmayın; hayat sayfalarda...
Etiketler:
Bilgi Yayınevi,
Citizen Kane,
Diğerleri,
Düsünce,
kitaplarlayasiyorum.blogspot.com,
Nijat Özön,
Orson Welles,
The Mercury Theatre,
Yurttaş Kane
6 Şubat 2012 Pazartesi
Dinle Küçük Adam
Merhabalar,
Kendinizi tanımaya hazır mısınız?
Aynada düşüncelerinizin gözlerinizi yakalamasına?
Kusurlarınızı görmeye hazır mısınız?
Wilhelm Reich 1897 doğumlu psikiyatrist, psikanalist, düşünür.
1920lerde Sigmund Freud ile çalıştı ve hayatı boyunca önemli bir analist olarak anıldı.
Hastalarda beliren semptomların cinsellik, ekonomi, sosyal hayat gibi nedenlerden ileri geldiğini savunarak psikolojik pek çok rahatsızlığı bireyin toplum içerisindeki konumu ve seviyesi ile bağdaştırdı.
Bu yönü ile de psikanaliz ile Marksizm arasında bir bağ kurmaya çalıştı.
Pek çok düşünürü ve bilim adamını etkiledi ve onlardan etkilendi.
Psikanalizin pek çok tabusunu yıkmayı başardı ve bu yönüyle de bir yandan pek çok kişi tarafından eleştirilirken bir yandan da el üstünde tutuldu.
Bir dönem Psikoanalitik Cemiyeti’nde iken komütern, Avusturya Marksistleri ve Komünist Partisi ve Sigmund Freud okulu ile tartışmaları ardından partiden ve cemiyetten atıldı.
Evlilik dışı cinsel ilişki, kürtaj ve kadınların sosyal ve işlevsel özgürlüklerini kazanması gibi pek çok konunun üzerinde durarak bu gibi önemli konuların tartışılmasına önayak oldu.
Fikirlerinin ve ideallerinin peşini hiç bırakmadı.
Düşündüğünü söylemek en büyük ilkesi oldu ve tüm insanlığa seslendi: ‘Dinle Küçük Adam’.
Reich hepimizi sarsan bu kitapta insanın en iğrenç, en patavatsız, en kötü ve olabileceği en çirkin yanlarını vurmuş tüm okurların yüzlerine..‘Sen Küçük Adam kendi hakkındaki fıkrayı dinliyorsun ve içten gülüyorsun..’
İçine atılmış/itilmiş olduğumuz bu sahte düzende, kimliklerimizin ve fikirlerimizin farkındalığını tatmadan, belki de koyundan hiçbir farkımız olmaksızın yaşadığımız hayatların anlamsızlığını vuruyor yüzlerimize..
Evet sevgili okur..
Bu kitap gerçekten rahatsız edici…
Öncelikle bir insan olduğumuzu unutarak, sonradan kazandığımız statülerimiz olan ırk, din, dil, millet gibi kastlarımıza olan düşkünlüğümüzü tapınma ayinlerine dönüştürdüğümüz yaklaşımlara kin kusuyor adeta haklı bir gerekçe ile. Aşağıladığımız bizden ‘farklı’ olan tüm o diğer insanlara gösterdiğimiz çirkinliği seriyor önümüze ve diyor ki: ‘Aşağılayıcı ya da burnu havada olarak ‘Yahudi’ derken kendi dar kafalılıklarını daha da küçük duyumsuyorsun.’
Ve düşündürüyor Reich.
Sahi…
Herkes bizim gibi olsa ve bizim gibi düşünseydi hayatın ne anlamı kalırdı ki?‘Hiçbir canlı ifadeye, hiçbir özgür, doğal harekete tahammül edemiyorsun.’
Yakılan bir sürü kitap ve ‘düşünce suçluları’ temsili bir örneğidir Reich’in haklı sözlerinin.
Peki ama neden?‘Sen Küçük Adam!. ‘Yaşa! Diye bağırmak için, ara sıra başını bataklıktan dışarıya çıkarıyorsun.’
Ve sürekli şöyle söylüyorsun:‘Ben kimim ki, kendi fikrim olsun!’
Artık gözlerini açmalı insan.
Artık düşünebilmeli..
İçine itildiği ve güdüldüğü bu sistemde gözlerinin bağlarını açabilmeli..
Ne zaman ki göğsünü gere gere dur der bir şeylere..
O zamana kadar:‘Diktatörlere ve zalimlere ama, kurnazlara ve zehir saçanlara, bokböceklerine ve sırtlanlara eski bir bilgenin şu sözleriyle seslenin:Kutsal sözlerin belgilerini diktim bu dünyaya.
Palmiye ağacı çoktan kuruduğunda,
kaya paralanıp dağıldığında,
parlak hükümdarlar çoktan
çürük yaprak gibi toz olduğunda:
Taşır her günah selinden Nuh’un bin gemisi
benim sözümü: Var olacaktır!’
Peki ama neden?‘Sen Küçük Adam!. ‘Yaşa! Diye bağırmak için, ara sıra başını bataklıktan dışarıya çıkarıyorsun.’
Ve sürekli şöyle söylüyorsun:‘Ben kimim ki, kendi fikrim olsun!’
Artık gözlerini açmalı insan.
Artık düşünebilmeli..
İçine itildiği ve güdüldüğü bu sistemde gözlerinin bağlarını açabilmeli..
Ne zaman ki göğsünü gere gere dur der bir şeylere..
O zamana kadar:‘Diktatörlere ve zalimlere ama, kurnazlara ve zehir saçanlara, bokböceklerine ve sırtlanlara eski bir bilgenin şu sözleriyle seslenin:Kutsal sözlerin belgilerini diktim bu dünyaya.
Palmiye ağacı çoktan kuruduğunda,
kaya paralanıp dağıldığında,
parlak hükümdarlar çoktan
çürük yaprak gibi toz olduğunda:
Taşır her günah selinden Nuh’un bin gemisi
benim sözümü: Var olacaktır!’
Sevgili okur.
Artık uyanma vakti..
Bu kitabı okumalı ve rahatsız olmalısınız.
Elimdeki kitap Cem Yayınevi’nden çıkmış olup liste fiyatı 8 tl dir.
Türkçesi: Yüksel Pazarkaya
Dizgi: Mustafa Balaban
Baskı: Umut Matbaası
Artık uyanma vakti..
Bu kitabı okumalı ve rahatsız olmalısınız.
Elimdeki kitap Cem Yayınevi’nden çıkmış olup liste fiyatı 8 tl dir.
Türkçesi: Yüksel Pazarkaya
Dizgi: Mustafa Balaban
Baskı: Umut Matbaası
Keyifli okumalar..
Unutmayın; hayat sayfalarda...
Unutmayın; hayat sayfalarda...
21 Ağustos 2011 Pazar
Pink Floyd
Merhabalar Sevgili Kitap Kurtları..
Pink Floyd sever misiniz?
Bugün sizlerle yine arşivimden bir kitabı paylaşacağım..Pink Floyd sever misiniz?
1984 doğumlu kitabımız, Orhan Kahyaoğlu ve Sinan Güler derlemesi bir Pink Floyd biyografisi..
Şarkılarını, sanata bakışlarını, dünyaya bakışlarını ve pek çok bilginin bir arada bulunduğu bu kitap iki ana bölümden oluşmakta.
Birinci bölümde 1900’lü yıllardan itibaren popüler müzik ile başlayan tarihçe ve toplumsal yapı ele alınıyor.
Ve bu dönemler içinde Avant Garde sanat hareketleri ve takip eden dönemde Blues, Rock’n Roll ve Rock inceleniyor.
Akabinde Pink Floyd’un zaman içindeki gelişimi, görüşleri, grup elemanları, şarkıları ve plaklar ele alınıyor.
Ve bu dönemler içinde Avant Garde sanat hareketleri ve takip eden dönemde Blues, Rock’n Roll ve Rock inceleniyor.
Akabinde Pink Floyd’un zaman içindeki gelişimi, görüşleri, grup elemanları, şarkıları ve plaklar ele alınıyor.
Kahyaoğlu ve Güler iyi bir iş çıkarmışa benziyor.
Kitabın bu baskısını kolay bulabilir misiniz bilmiyorum. Ancak bakın ben Nadir Kitap'tan bir tane buldum.
Kitabın bu baskısını kolay bulabilir misiniz bilmiyorum. Ancak bakın ben Nadir Kitap'tan bir tane buldum.
Elimdeki kitap İmge Yayınları’ndan çıkmış olup;
Kapak: Ezgi Ajans
Baskı ve Cilt: Acar Matbaacılık
Kapak: Ezgi Ajans
Baskı ve Cilt: Acar Matbaacılık
Keyifli okumalar..
Unutmayın; hayat sayfalarda…
Unutmayın; hayat sayfalarda…
17 Temmuz 2011 Pazar
Akıl Çağı
Merhaba sevgili kitap kurtları. Bu yazıyı tıpkı sizler gibi bir kitap kurdu olan, felsefeyle yakından ilgilenen arkadaşım Pınar Kapudan yazdı. Siz bu yazıyı okuduğunuzda ben çok uzaklarda olacağım. İyi tatiller efendim.
Blog Sahibi.
Blog Sahibi.
Ve özgürdü insan bir sistemin içinde yedek parça olmada özgürdü…
Reddedenlerin tanrısıdır Jean Paul Sartre. Ama bu sanıldığı gibi biçimsizce, anlamsızca, saçma sapan isyankârca bir reddediş değildir ve hiçbir zaman böyle olmamıştır. Her şeye karşı çıkan, toplumsal normları reddeden, aile yapısını, düzeni, sistemi, tanrıyı reddeden umursamaz, ahlaksız ve hatta sorumluluk duygusundan yoksun bir adam gibi görünse de aslında bütün bu özelliklerin zıttında buluruz Sartre’yi. O kendini yaratma çabasında ilerlerken bizler beklide olduğumuz yerde sayıyoruz, hem de hiç fark etmeden. ‘Cevher özden önce gelir, insan kendisinin tanrısıdır’ belki yemek yaparken, belki şiir yazarken, belki şarkı söylerken yaratır kendini insan. Kendini gerçekleştirme çabası en büyük çabadır aslında.
Özgürlüğün yolları serisinin(akıl çağı-yaşanmayan zaman- yıkılış) ilk kitabı olan akıl çağı; kendilerini arayan ve aynı zamanda kendilerinden köşe bucak kaçan insanların bireysel yaşantılarını belli sınırlar içinde anlatılır.
…Ve özgürdü insan bir sistemin içinde yedek parça olmada özgürdü, yazmakta, çizmekte özgürdü, çalmakta özgürdü, hatta özgür kalıp kalmamakta özgürdü, isyan etmekte, sayıp sövmekte, şikayet etmekte özgürdü. Bütün özgürlük sarmıştı her yanı, özgürlükten kaçış yoktu. Özgürlüğün içine hapsolmuştu insan.
Aslında çok sofistikedir ‘’özgürlük’’ kavramı. Kimseye sormadan karar vermek değildir mesela, ya da başına buyruk yaşamakta, özgürlük bir diğeriyle aynı şeyi yapabileceğin bir dünyanın varlığına inanıp, kanat takıp uçmak da değildir (sadece). Tanımı sanıldığı kadar da zor değil. Sadece öldürdüğün insandan, çaldığın paradan, söylediğin yalandan, sorumlu olmaktır. Çünkü özgürlük ‘’irade’’ sahibiyken düşündüklerin ve yaptıklarındır. Özgürlük hayatının, kararlarının sana ait olmasıdır, sorumluluklarının ve cezalarının da…
İşte tam da bu yüzden ‘ YAŞASIN BAĞIMSIZ DELİLER ÜLKESİ’ (ütopya).
Bazen satır arasına sıkışıp kalmış bir cümleyi kurtarmak gerekir diyerekten;
‘’-Geçmiş günleri mi özlüyorsun?
-Hayır, o günleri değil, yalnızca o günlerde hayalini kurduğum yaşamı özlüyorum.”
-Hayır, o günleri değil, yalnızca o günlerde hayalini kurduğum yaşamı özlüyorum.”
“-Ben yalnızca kendim olmak, kendime dayanmak istiyorum.
-Evet, özgür olmak. Sonuna kadar özgür olmak. Senin günahın bu işte.”
-Evet, özgür olmak. Sonuna kadar özgür olmak. Senin günahın bu işte.”
“Eğer varlığımı kendi egemenliğim altına alamazsam, yaşamak çok anlamsız bir şey olur.
Yaşamak karşılıklı borcumuzdur . Yeryüzü bize bir hayat sunmak zorunda ve biz de yaşamak… Özgür kalabilmeyi, kendimizi yaratmayı ve tanımayı hatta en başında anlamayı başarmak dileğiyle… ( Bu kitabı okumadan olmaz)
Pınar Kapudan
20 Mayıs 2011 Cuma
Utopia
Bir hayal, ancak bu kadar somut anlatılabilirdi...
Etrafımızda yaşanan olaylara karşı hep bir duruşumuz vardır. Kavgalara, sevinçlere, üzüntülere,savaşa ve barışa…
Bazen içinde bulunduğumuz bu ülke, isteklerimizi, insani duygularımızı (barış,birliktelik vs.) tatmin etmez. Ve hayaller kurarız…
Babam mesela; ‘ben bu ülkenin başbakanı olsaydım bu halde olmazdık’ der sık sık ve başbakan olsaydı neler olurdu, hepsini tek tek sıralar seçim vaadi gibi. Yok aman, seçimler de yaklaşıyor, yanlış anlaşılmasın.. Babam aday falan değildir. O bizim evimizin asla başa geçemeyecek iktidar partisinin genel başkanı gibidir.
Bazen de kahvelerde geçer bu tür konuşmalar emekli amcalarımızın arasında. Pişpirik, okey vs. oynarken.
Ütopya da budur işte. Umutlar, korkular ve uçuk hayaller dünyasıdır.
Hümanist yazar Thomas More’nin Utopia’sı ise bir dönemin yaşayışına ışık tutarken, hayal gücümüzün sınırlarını zorlar ve şaşırtır bizi.
Utopia’da daha önce hiç duymadığınız, görmediğiniz kadar ‘ortaktır hayatlar’. Yedikleri içtikleri ayrı gitmez Utopia Halkı’nın .
Dinleri (‘-ler’ eki burada Utopia’da , birden çok din olduğunu vurgulamak için kullanılmıştır) hoşgörü ve esas olana ulaşmaları noktasında birleşir. Dolayısıyla her bireyin, bir diğer bireyin görüşlerine, düşüncelerine ve inanışlarına derin bir saygısı vardır.
Silahlandırma ve savaş dersleri sadece savunma amaçlıdır.
Özel mülkiyet yoktur.
Paraya önem verilmez.
Yani bizim bugün ‘değer’ verdiğimiz tüm kavramlarla Utopia halkı tarafından dalga geçilmekte, alaya alınmaktadır.
Bizim şimdi unuttuğumuz diğer tüm insani değerler ise onların ‘kutsalları’ dır. Unuttuğumuz bu barış, hoşgörü, sevgi, saygı kavramları onların toplum düzeninin temelini oluşturmakta.
Elimdeki kitap İş Bankası Kültür Yayıncılık’dan çıkmış olup;
baskısı nadir bulunabilen kitaplardandır. www.nadirkitap.com ‘da veya sahaflarda bulunabilir eski baskıları. Bunun dışında incelemesiz Utopia'lar her yerde bulunabilir.
Sahaf fiyatı; 10 TL’dir.
Yayına Hazırlayan: Mürşit Balabanlılar
Kapak Tasarımı: Mehmet Ulusel
Sayfa Düzeni: Tipograf
İnceleme: Mina Urgan
Çevirenler: Vedat Günyol
Sabahattin Eyuboğlu
Mina Urgan Keyifli okumalar..
Unutmayın; hayat sayfalarda…
Etrafımızda yaşanan olaylara karşı hep bir duruşumuz vardır. Kavgalara, sevinçlere, üzüntülere,savaşa ve barışa…
Bazen içinde bulunduğumuz bu ülke, isteklerimizi, insani duygularımızı (barış,birliktelik vs.) tatmin etmez. Ve hayaller kurarız…
Babam mesela; ‘ben bu ülkenin başbakanı olsaydım bu halde olmazdık’ der sık sık ve başbakan olsaydı neler olurdu, hepsini tek tek sıralar seçim vaadi gibi. Yok aman, seçimler de yaklaşıyor, yanlış anlaşılmasın.. Babam aday falan değildir. O bizim evimizin asla başa geçemeyecek iktidar partisinin genel başkanı gibidir.
Bazen de kahvelerde geçer bu tür konuşmalar emekli amcalarımızın arasında. Pişpirik, okey vs. oynarken.
Ütopya da budur işte. Umutlar, korkular ve uçuk hayaller dünyasıdır.
Hümanist yazar Thomas More’nin Utopia’sı ise bir dönemin yaşayışına ışık tutarken, hayal gücümüzün sınırlarını zorlar ve şaşırtır bizi.
Utopia’da daha önce hiç duymadığınız, görmediğiniz kadar ‘ortaktır hayatlar’. Yedikleri içtikleri ayrı gitmez Utopia Halkı’nın .
Dinleri (‘-ler’ eki burada Utopia’da , birden çok din olduğunu vurgulamak için kullanılmıştır) hoşgörü ve esas olana ulaşmaları noktasında birleşir. Dolayısıyla her bireyin, bir diğer bireyin görüşlerine, düşüncelerine ve inanışlarına derin bir saygısı vardır.
Silahlandırma ve savaş dersleri sadece savunma amaçlıdır.
Özel mülkiyet yoktur.
Paraya önem verilmez.
Yani bizim bugün ‘değer’ verdiğimiz tüm kavramlarla Utopia halkı tarafından dalga geçilmekte, alaya alınmaktadır.
Bizim şimdi unuttuğumuz diğer tüm insani değerler ise onların ‘kutsalları’ dır. Unuttuğumuz bu barış, hoşgörü, sevgi, saygı kavramları onların toplum düzeninin temelini oluşturmakta.
Elimdeki kitap İş Bankası Kültür Yayıncılık’dan çıkmış olup;
baskısı nadir bulunabilen kitaplardandır. www.nadirkitap.com ‘da veya sahaflarda bulunabilir eski baskıları. Bunun dışında incelemesiz Utopia'lar her yerde bulunabilir.
Sahaf fiyatı; 10 TL’dir.
Yayına Hazırlayan: Mürşit Balabanlılar
Kapak Tasarımı: Mehmet Ulusel
Sayfa Düzeni: Tipograf
İnceleme: Mina Urgan
Çevirenler: Vedat Günyol
Sabahattin Eyuboğlu
Mina Urgan Keyifli okumalar..
Unutmayın; hayat sayfalarda…
5 Mayıs 2011 Perşembe
Gülünün Solduğu Akşam
En uzun kosuysa elbet Türkiye’de Devrim
O, onun en güzel yüz metresini kotsu
En sekmez lüverin namlusundan fırlayarak…
En hızlısıydı hepimizin,
En önce gögüsledi ipi…
Acıyorsam sana anam avradım olsun,
Ama ask olsun sana cocuk ASK olsun!
Can Yücel
Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu adlı devrimci örgütün önderleri olan Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan ile beraber yoldaşlarının da anlatıldığı bu kitap Darağacında Üç Fidan’a oranla daha kapsamlıdır.
Deniz Gezmiş’in isteği üzerine, tek tek cezaevindeki arkadaşları ve Deniz ile konuşarak notlar alan Erdal Öz’ün amacı, gerekli birikimi sağlayıp romanı yazmaktı.
Ne yazık ki yarım kaldı… Beklemediği bir anda Öz, cezaevinden ayrıldı. Yine de Öz birkaç kişiyle konuşma fırsatı bulabilmişti. Kimiyle gizliden gizliye, kimiyle açık buluşmalarla, ama aralıksız sorularla bir takım veriler elde edebişmişti. Yazık ki bir roman için, yaşananları tüm ayrıntılarıyla anlatan bir roman için yetersizdi…
Konuşabildiği mahkûmlar arasında Mehmet Asal da vardı İrfan Uçar da.. Mete Ertekin de vardı Mustafa Yalçıner de.. Ve pek tabi ki Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan da…
İlk ağızdan notlarla yazılmış olan kitap bu yönüyle ayrılmakta diğer aynı kuşak kitaplarından.
Başarılı bir yazar olan Erdal Öz bu kitapta da tüm yeteneğini ortaya sererek sürükleyici bir siyasi roman çıkarmış ortaya.
Elimdeki kitap Can yayınlarından çıkmış olup;
Liste Fiyatı 18 TL dir.
Yayına Hazırlayan: Faruk Duman
Kapak Tasarımı: Erkal Yavi
Kapak Düzeni: Semih Özcan
Dizgi: Serap Bertay
Düzelti: Fulya Tükel
Keyifli okumalar..
Unutmayın; hayat sayfalarda…
O, onun en güzel yüz metresini kotsu
En sekmez lüverin namlusundan fırlayarak…
En hızlısıydı hepimizin,
En önce gögüsledi ipi…
Acıyorsam sana anam avradım olsun,
Ama ask olsun sana cocuk ASK olsun!
Can Yücel
Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu adlı devrimci örgütün önderleri olan Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan ile beraber yoldaşlarının da anlatıldığı bu kitap Darağacında Üç Fidan’a oranla daha kapsamlıdır.
Deniz Gezmiş’in isteği üzerine, tek tek cezaevindeki arkadaşları ve Deniz ile konuşarak notlar alan Erdal Öz’ün amacı, gerekli birikimi sağlayıp romanı yazmaktı.
Ne yazık ki yarım kaldı… Beklemediği bir anda Öz, cezaevinden ayrıldı. Yine de Öz birkaç kişiyle konuşma fırsatı bulabilmişti. Kimiyle gizliden gizliye, kimiyle açık buluşmalarla, ama aralıksız sorularla bir takım veriler elde edebişmişti. Yazık ki bir roman için, yaşananları tüm ayrıntılarıyla anlatan bir roman için yetersizdi…
Konuşabildiği mahkûmlar arasında Mehmet Asal da vardı İrfan Uçar da.. Mete Ertekin de vardı Mustafa Yalçıner de.. Ve pek tabi ki Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan da…
İlk ağızdan notlarla yazılmış olan kitap bu yönüyle ayrılmakta diğer aynı kuşak kitaplarından.
Başarılı bir yazar olan Erdal Öz bu kitapta da tüm yeteneğini ortaya sererek sürükleyici bir siyasi roman çıkarmış ortaya.
Elimdeki kitap Can yayınlarından çıkmış olup;
Liste Fiyatı 18 TL dir.
Yayına Hazırlayan: Faruk Duman
Kapak Tasarımı: Erkal Yavi
Kapak Düzeni: Semih Özcan
Dizgi: Serap Bertay
Düzelti: Fulya Tükel
Keyifli okumalar..
Unutmayın; hayat sayfalarda…
Dar Ağacında Üç Fidan
Ugrunda ölüme giden sey kendini karanlıkta bir ısık gıbı hıssettırır… Nihat Behram 60’ların sonu 70’lerin başında umut bayrağını en önde tutan ‘’üç fidan’’ ın hak etmedikleri sonlarıyla beraber, mücadelelerinin ele alındığı bu belgesel anlatı, yakın tarihimizin kesitine, bir noktadan ışık tutar.
Amerkika’nın sömürülerine ses çıkarmayan insanlara, Nato’ya ya da kendi deyimleriyle ‘’vatanı satmaya çalışanlara’’ karşı giriştikleri mücadelede en önde, korkusuzca yürüyen bu üç insan, bu üç genç, yaşamlarının en güzel yılarını, inandıkları ideal düzen yolunda, gözlerini kırpmadan verebilecek kadar cesurdular…
Belki de bu noktadan bakmak gerek bazen. Her şey bir yana, bugün kaçımız inandığımız gelecek için, hayallerimiz için mücadele ediyoruz?
Hatta bu soruya kaçımız cevap verebilir?
İşte Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan tüm korkuları yıkıp, ters giden bir şeylere dur demeye çalıştılar.
Ne var ki tarih hep haklı çıkardı.
‘Haklıysan ve bunun için bir şeyler yapmak istiyorsan; suçlusun demektir.’
Ve öyle de oldu. Ama yine de son dakikada, darağacındayken bile mücadelelerinden vazgeçmediler.
6 Mayıs 1972…
Şafak vakti, üç genç artık yoktu…
Lâkin yaktıkları ışık sönmeyecekti…
Mücadelelerine ‘İkinci Kurtuluş Savaşı’ diyen bu üç genç hakkında pek çok bilgi daha bulacaksınız bu kitapta. Aslında 146. Maddenin ihlâli suçundan yargılanmayı hak etmediklerini göreceksiniz.
Ele alınan dönemle ve olanlarla ilgileniyorsanız mutlaka alıp okumalı ve sindirmelisiniz bu kitabı.
Elimdeki kitap Everest yayınlarından çıkmış olup;
Liste fiyatı: 11 TL dir.
Keyifli okumalar..
Unutmayın; hayat sayfalarda…
Amerkika’nın sömürülerine ses çıkarmayan insanlara, Nato’ya ya da kendi deyimleriyle ‘’vatanı satmaya çalışanlara’’ karşı giriştikleri mücadelede en önde, korkusuzca yürüyen bu üç insan, bu üç genç, yaşamlarının en güzel yılarını, inandıkları ideal düzen yolunda, gözlerini kırpmadan verebilecek kadar cesurdular…
Belki de bu noktadan bakmak gerek bazen. Her şey bir yana, bugün kaçımız inandığımız gelecek için, hayallerimiz için mücadele ediyoruz?
Hatta bu soruya kaçımız cevap verebilir?
İşte Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan tüm korkuları yıkıp, ters giden bir şeylere dur demeye çalıştılar.
Ne var ki tarih hep haklı çıkardı.
‘Haklıysan ve bunun için bir şeyler yapmak istiyorsan; suçlusun demektir.’
Ve öyle de oldu. Ama yine de son dakikada, darağacındayken bile mücadelelerinden vazgeçmediler.
6 Mayıs 1972…
Şafak vakti, üç genç artık yoktu…
Lâkin yaktıkları ışık sönmeyecekti…
Mücadelelerine ‘İkinci Kurtuluş Savaşı’ diyen bu üç genç hakkında pek çok bilgi daha bulacaksınız bu kitapta. Aslında 146. Maddenin ihlâli suçundan yargılanmayı hak etmediklerini göreceksiniz.
Ele alınan dönemle ve olanlarla ilgileniyorsanız mutlaka alıp okumalı ve sindirmelisiniz bu kitabı.
Elimdeki kitap Everest yayınlarından çıkmış olup;
Liste fiyatı: 11 TL dir.
Keyifli okumalar..
Unutmayın; hayat sayfalarda…
28 Nisan 2011 Perşembe
Nietzsche Ağladığında
‘En çok çiğ damlası, en sessiz gecede düşer.’ Irvin D. Yalom
Henüz iki kitabı yayınlanmış, kimsenin tanımadığı, yalnız bir filozof. Karısı, vatanı ve toplumsal değerleri yok. Kafasında binlerce düşünce var ve çektiği acılar da bu düşünceleri doğurmaya çalışmaktan ileri gelir. Ve aslında tek istediği doğurmakken düşüncelerini bir kadın girer devreye. Toplumsal ve sosyal hayatımızda ‘gizli aktif’ olarak büyük etki yaratan kadın, burada da rolünü en üst seviyede oynamayı başarır. Tanınmamış filozofumuzu bir teşhis dehası olan Breuer ile tanıştırır.
Bir hasta-doktor ilişkisi zamanla beklide bir dostluğa dönüşecektir. Ve belki de ilk defa bir doktor, hastasıyla birlikte, kendisini de iyileştirecektir.
‘Ümit en büyük kötülüktür. Çünkü işkenceyi uzatır’ der Nietzsche ve zihnimiz ve duygularımız arasındaki ince bağ üzerinde gidip gelmemizi sağlar. Belki ümit etmeyi bırakırız.. Belki de karşı tez üretiriz. Öyle ya tüm yaptıklarımızı önce ümit etmezsek, nasıl başarabiliriz? Ve tüm bu ümitsizliğe rağmen ‘Benim günlerim yarından sonraki günler’ demeyi ihmal etmeyen Nietzsche'yle yeni bir yola çıkarız.
‘Hayat, doğru cevapları olmayan bir sınav’ dır tüm insanlar için. Belki de bundandır ‘hiçlik hissi’ Nietzsche’nin. Ve belki de Breuer’ in hiçliği arayışıdır, Nietzsche uğruna tüm çabaları.
Sürükleyici ve akıcı bir dille, çoğu zaman Nietzsche ve Breuer ile yaşarsınız. Özellikle migren krizini adeta başınızda, gözlerinizde, midenizde hissedersiniz.
Bir nihilist olan Nietzsche’yle ‘olmayana ulaşmanın’ en keyifli yoludur Nietzsche Ağladığında.
Elimdeki kitap Ayrıntı yayınlarından çıkmış olup;
Liste Fiyatı: 24 TL dir
Çeviren: Aysun Babacan
Yayına Hazırlayan: Müge Karalom
Kapak Düzeni: Arslan Kahraman
Keyifli okumalar..
Unutmayın; hayat sayfalarda…
Henüz iki kitabı yayınlanmış, kimsenin tanımadığı, yalnız bir filozof. Karısı, vatanı ve toplumsal değerleri yok. Kafasında binlerce düşünce var ve çektiği acılar da bu düşünceleri doğurmaya çalışmaktan ileri gelir. Ve aslında tek istediği doğurmakken düşüncelerini bir kadın girer devreye. Toplumsal ve sosyal hayatımızda ‘gizli aktif’ olarak büyük etki yaratan kadın, burada da rolünü en üst seviyede oynamayı başarır. Tanınmamış filozofumuzu bir teşhis dehası olan Breuer ile tanıştırır.
Bir hasta-doktor ilişkisi zamanla beklide bir dostluğa dönüşecektir. Ve belki de ilk defa bir doktor, hastasıyla birlikte, kendisini de iyileştirecektir.
‘Ümit en büyük kötülüktür. Çünkü işkenceyi uzatır’ der Nietzsche ve zihnimiz ve duygularımız arasındaki ince bağ üzerinde gidip gelmemizi sağlar. Belki ümit etmeyi bırakırız.. Belki de karşı tez üretiriz. Öyle ya tüm yaptıklarımızı önce ümit etmezsek, nasıl başarabiliriz? Ve tüm bu ümitsizliğe rağmen ‘Benim günlerim yarından sonraki günler’ demeyi ihmal etmeyen Nietzsche'yle yeni bir yola çıkarız.
‘Hayat, doğru cevapları olmayan bir sınav’ dır tüm insanlar için. Belki de bundandır ‘hiçlik hissi’ Nietzsche’nin. Ve belki de Breuer’ in hiçliği arayışıdır, Nietzsche uğruna tüm çabaları.
Sürükleyici ve akıcı bir dille, çoğu zaman Nietzsche ve Breuer ile yaşarsınız. Özellikle migren krizini adeta başınızda, gözlerinizde, midenizde hissedersiniz.
Bir nihilist olan Nietzsche’yle ‘olmayana ulaşmanın’ en keyifli yoludur Nietzsche Ağladığında.
Elimdeki kitap Ayrıntı yayınlarından çıkmış olup;
Liste Fiyatı: 24 TL dir
Çeviren: Aysun Babacan
Yayına Hazırlayan: Müge Karalom
Kapak Düzeni: Arslan Kahraman
Keyifli okumalar..
Unutmayın; hayat sayfalarda…
EK: Film
Pinchas Perry’nin yönetmenliği üstlendiği, orijinal adı When Nietzsche Wept olan filme gelirsek…
Malumunuz dünkü yazımda da bahsettiğim gibi, korkarak izlemekteyim kitaplardan uyarlanmış filmleri.
Dün güzel bir izlenim bırakmıştı bende Uçurtma Avcısı. Sayın Froster’ın filmi ile benim filmim neredeyse aynıydı. Bugün Nietzsche Ağladığında’yı yazdıktan sonra bir de filmi izleyeyim, belki bunu da çok beğenirim dedim. Bu sefer biraz daha ümitli oturduğum filmin başından, yarısında, büyük keyifsizlik ve hayal kırıklığıyla kalktım ne yazık ki.
Özellikle Katheryn Winnick’i beğendiğim söylenemez. Ayrıca Ben Cross’da Breuer için fazla genç kaçmıştı. Winnick’in yerine Avustralya ve Diane Arbus’taki performanslarını da çok beğendiğim Nikole Kidman olabilirdi. Breuer’in Paul Giamatti tarafından oynandığını görmek de bir nebze olsun sevindirebilirdi beni. Breuer rolünü hak eden bir görünümü ve oyunculuğu vardır Giamatti’nin.
Velhasıl kelam filmi beğendiğim söylenemez. Ama kitap mutlaka okunmalı ve kitaplığınızın rafında bulunmalıdır.
Pinchas Perry’nin yönetmenliği üstlendiği, orijinal adı When Nietzsche Wept olan filme gelirsek…
Malumunuz dünkü yazımda da bahsettiğim gibi, korkarak izlemekteyim kitaplardan uyarlanmış filmleri.
Dün güzel bir izlenim bırakmıştı bende Uçurtma Avcısı. Sayın Froster’ın filmi ile benim filmim neredeyse aynıydı. Bugün Nietzsche Ağladığında’yı yazdıktan sonra bir de filmi izleyeyim, belki bunu da çok beğenirim dedim. Bu sefer biraz daha ümitli oturduğum filmin başından, yarısında, büyük keyifsizlik ve hayal kırıklığıyla kalktım ne yazık ki.
Özellikle Katheryn Winnick’i beğendiğim söylenemez. Ayrıca Ben Cross’da Breuer için fazla genç kaçmıştı. Winnick’in yerine Avustralya ve Diane Arbus’taki performanslarını da çok beğendiğim Nikole Kidman olabilirdi. Breuer’in Paul Giamatti tarafından oynandığını görmek de bir nebze olsun sevindirebilirdi beni. Breuer rolünü hak eden bir görünümü ve oyunculuğu vardır Giamatti’nin.
Velhasıl kelam filmi beğendiğim söylenemez. Ama kitap mutlaka okunmalı ve kitaplığınızın rafında bulunmalıdır.
23 Nisan 2011 Cumartesi
Sofi'nin Dünyası
Jostein Gaarder…
Sofi’nin Dünyası felsefeye giriş kitabı olarak okutulmaktadır.
Felsefe tarihini yeni başlayanlar için uygun düzeyde ve sade bir dille yazmış olan Gaarder Sokrates’ten Freud’a tüm temel düşünürleri ele almıştır.
Olaylar 15. Yaş gününü kutlamaya hazırlanan Sofi’nin bir gün posta kutusunda ‘kimsin?’ yazılı bir not bulmasıyla başlar. Daha sonra hayret etmenin tüm farkındalıklar için yeterli olacağını öğrenen Sofi, mitler, dünyanın oluşumu ve ruhla ilgili pek çok bilgiye ulaşır. Tüm bu yaşananlarla ‘kendini gerçekleştirmek’ yolunda önemli adımlar atarken kavrayışlarıyla olgunlaşan Sofi, ‘büyük patlama’yla mutlak sona ulaşır.
Okurken felsefeyle ilgili çok önemli ve temel bilgiler edinilebileceği gibi, aynı zamanda, tıpkı Sofi gibi olup kendinizi gerçekleştirme yolunda önemli adımlar atacaksınız.
Felsefi açıdan gelişmek başlangıç için iyi ve keyifli bir adım atmak Sofi’nin Dünyası’yla hiç de zor değil.
Elimde bulunan kitap Pan yayıncılıktan çıkmış olup;
Çeviren: Gülay Kutal
Montaj: Neşet Mut
Elimde bulunan, eski basımdır ve sahaflarda 10 TL den bulunabilmesi mümkündür.
Kitabın yeni basım liste fiyatı 18 TL dir.
Keyifli okumalar..
Unutmayın; hayat sayfalarda…
Yaram Yanlış Yerde
Altay Oktem…
Yaram Yanlış Yerde bir yeraltı felsefesi kitabı olarak tanımlanmış. Ama ben onu ‘hakikatten ne doğru söyledin’ kitabı olarak tanımlamayı yeğlerim.
Bildiğiniz üzere Altay Öktem tıp fakültesi mezunu. Öküz ve Penguen gibi kültür/mizah dergilerinde de yazmış olup kış aşklarını yaz aşklarına tercih eden bir kalem adamıdır. Yaşadıklarını derinlemesine ve dolu doluya yaşayanlardan olduğunu ise bu kitaptan çıkarmak hiç de zor değil.
2009’da çıkardığı bu kitap bilinçaltımızı, hücrelerimizi, iletişimlerimizi, ilişkilerimizi, yaşamlarımızı kısacası kendimizi sorgulamaya itmekte ve tüm bunları sorgularken aslında günümüzde her şeyi ne kadar da yüzeysel, üstünkörü yaşadığımızı fark ettirmekte.
Kitaptan aldığım şu cümleler de tespitime hak vermeniz için bir nebze olsun yeterli olacaktır (tabi esas düşünceleriniz okuduktan sonra oluşmalı);
-İnsan en net olduğu anda bile kafası karışık olan bir organizmadır.
-… en güzel lökosit parçalı lökosit, en güzel parçalanma biçimi de aşktır. Parçalanmak var olmanın öteki adıdır.
-Delirmenin eşiğinden kaç kere döndüğümüze bağlıdır gelecekte ne kadar başarılı olacağımız.
Tüm bunlarla birlikte unutulmaya yüz tutmuş birçok yaşanmışlığı tekrar görecek ve bilgilerinizi tazeleyeceksiniz.
Hem yazarından hem kendinizden hücreler bulacağınız bu kitabı hiç zaman kaybetmeden okuyun derim. Elimdeki kitap Plan b yayınlarından çıkmış olup;
Editör: Arzu Taşçıoğlu-Deniz Vural
Kapak Tasarımı: Arzu Taşçıoğlu
Dizi: Plan B
Kitabın liste fiyatı 10 TL dir.
Keyifli okumalar..
Unutmayın; hayat sayfalarda…
TANYA La Guerilla
Kod adı Tanya olan bir kadın gerillayı anlatır kitap. Mücadeleleri, eylemleri, başından geçenler ile.. yanılmadınız. Bu Tanya Nazım’ın Tanyasıdır. ‘senin memleketini sevdiğin kadar ben de seviyorum memleketimi’ diye seslendiği Tanya; Tamara Bunke’dir.
Küba devriminden sonra Che Guevara ve yoldaşlarıyla beraber Bolivya seferine katılan bu kadın gerillanın hayatının bir dönemi (bazen çocukluğuna dair notlar da bulunur) anlatılır kitapta.
Bolivya seferi sırasında ailesiyle olan mektuplarının temeline dayanan kitap aynı zamanda dönemin sosyal ve siyasal durumu ile ilgili de çok derin bilgiler barındırır.
Küba devrimine dair önemli yapıtlardan olan Tanya La Guerilla konuyla ilgilenenlerin mutlaka okuması gereken kitaplar arasındadır.
Elimdeki kitap Belge yayıncılıktan çıkmış olup;
Çeviren: Saliha Nazlı Kaya
Sayfa Düzeni:Aristan
Kapak Tasarımı:Alparsan Tuygan
Kitabın liste fiyatı 14 TL dir.
Keyifli okumalar..
Unutmayın; hayat sayfalarda…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
EMEĞE SAYGI
Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde ''alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu'' belirtilmeden ve yazıların linki verilmeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili kanun gereği eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 Tl ağır para cezasıdır..

